HALUK BİLGİNER

Haluk Bilginer

5 Haziran 1954 tarihinde İzmir’in Seferihisar ilçesinde doğdu. Babası sigortacı Tahsin Bilginer, annesi ev hanımı Bedriye Bilginer’dir. Çiftin üç çocuğunun ortancası olan Haluk Bilginer’in çocukluğu İzmir’de geçti. İzmir Özel Türk Kolejinde eğitim gördü. Lise son sınıfta okulun tiyatro koluna girdi ve oyuncu Cahit Gürkan’ın öğrencisi oldu. Demokrat İzmir gazetesinin açtığı liseler arası tiyatro yarışmasında ilk ödülünü aldı.
Şimdiki Devlet Tiyatrosu müdürü Ragıp Haykır’ın davetiyle, İzmir Devlet Tiyatrosu’nda konuk oyuncu olarak çalıştı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda tiyatro öğrenimi gördü. Mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde ileri tiyatro eğitimi gördü.
1987 yılında “Gecenin Öteki Yüzü” adlı filmin çekimi için İstanbul’a geldi. 1990 yılında Ahmet Levendoğlu ve Zuhal Olcay ile Tiyatro Stüdyosu’nu kurdu. Bu stüdyoda Aldatma, Kan Kardeşleri, Derin Bir Soluk Al, Çözülme, Histeri ve Balkon oyunlarında başarılı oyunlar sergiledi.
1992’de Zuhal Olcay ile evlendi. Çift, birlikte Hollywood’da Indiana Jones dizisinde; Türkiye’de ise İki Kadın filminde rol aldı. Bilginer, 1996’da 80. Adım filminde, ardından İstanbul Kanatlarımın Altında, Masumiyet gibi ödüllü filmlerde rol aldı.
1993’te Türkiye’nin ilk reality show’u olan Sıcağı Sıcağına’yı sundu. Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay 2004 yılında boşandı. 2006’da müzisyen Aşkın Nur Yengi ile evlenen Bilginer’in bu evlilikten Nazlı adında bir kızı oldu. Çift 2012 yılında boşandı.
Bilginer, 1997, 2005 ve 2006 Afife Tiyatro Ödülleri’nde sırasıyla Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu, Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ve Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu ödüllerine değer görüldü.
Neredesin Firuze filmindeki rolü ile 9. Sadri Alışık Ödülleri En İyi Oyuncu ödülü, 2018 yılında yayınlanan Şahsiyet dizisindeki rolü ile Uluslararası Emmy Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülü dahil birçok ödül kazandı. Birçok Türk dizisinde başarılı oynadı. Ayrıca çok iyi düzeyde İngilizce bilmektedir.
—————————-•————————-
Haluk Bilginer olarak kendimi bir haftalık hayalde buldum.

1. Gün

Sabah her zamanki gibi erken uyandım. Bugün yeni tiyatro oyunumun metni üzerine çalışmaya karar verdim. Metni okurken beni sahnelerde hâlâ içime sinmeyen yerler olduğunu fark ettim. Karakterin duygusal yolculuğunu daha net hissetmek için sahneleri yüksek sesle okuyarak çalıştım. Öğleden sonra Oyun Atölyesi’ne geçtim. Provalarda genç oyuncularla çalışmak bana büyük bir enerji verdi.
Akşam eve döndüğümde biraz yorgundum. Birkaç not aldım, sonra hafif bir yemek yapıp eski bir dostumla telefonda konuştum. Eski günlerimizden bahsetmek bana iyi geldi. Günün sonunda yatağıma uzandığımda uyumadan önce önümüzdeki günler için aklımda yeni fikirler vardı.

Gün 2
Bugün yine bir set günü hazırlandım. Sabah erkenden hazırlanmam gerekti; yeni dizide canlandıracağım karakter oldukça karmaşıktı. Bu yüzden sete gitmeden önce kendimi hazırladım. Ruhun ağırlığını zihnime yerleştirmeye çalıştım. Sete vardığımda herkes aceleci bir hazırlık içindeydi. Makyaj koltuğunda otururken senaryoyu gözden geçirdim. Yönetmen sahnenin duygusal ton üzerine konuşmak istediğini söyledi. Uzun uzun tartıştık ama sonunda ortaya güzel bir yorum çıktı. Çekimler akşamüstüne kadar sürdü. Yorgundum ama tatlı bir yorgunluktu bu; işini seven herkesin tanıdığı türden. Eve döndüğümde kendime bir kahve yaptım. Günün sonunda defterime birkaç satır karaladım ve günü bitirdim.

Gün 3
Bugün sakin bir gün geçirdim. Sabah yeni gelen senaryoları incelemekle başladım, her metin farklı bir dünya, seçim yapmak zor ama heyecan verici. Daha çok derin hikâyesi olan karakterleri severim. Onları canlandırmak bana keyif veriyor. Öğleden sonra genç oyuncularla bir söyleşiye davetliydim. Soruları samimi ve merak doluydu, bu da bana gençliğimi hatırlattı. Onlara oyunculuğun yalnızca teknik bir iş değil, aynı zamanda insanı tanıma sanatı olduğunu dile getirdim. Sohbeti bitirirken yüzlerindeki ilhamı görmek bana mutluluk getirdi. Akşama doğru bir kafede kısa bir mola verdim. Eve döndüğümde kitaplığımdan rastgele bir kitap seçtim ve bir süre okudum. Sessiz bir akşamdı ama iyi geçti.

Gün 4
Tiyatroda yoğun bir prova günüydü. Yönetmenle ve diğer aktörlerle sahneleri en ince ayrıntısına kadar tartıştık. Bazen fikir ayrılığı oluyor ama bunlar olabilecek şeyler, ortak bir noktada buluşup tartışmanın sonunda ortaya iyi bir sonuç çıkarıyoruz. Provanın ortasında ışık provasına geçtik. Işığın bir sahneye nasıl ruh kattığı genellikle izleyiciler büyüleyen şeylerden biridir. Kostüm denemelerinde ise gözüme çarpan bir ceketin karaktere çok yakıştığını düşündüm, detaylar oyuna hava katıp bütünlüğünü tamamlıyor. Akşam üstü çalışmaları bitirdiğimde eve vardım. Akşam yemeğimi yiyip arkada çalan hafif müzikle notlarımı aldım ve oyunlarımızı gözden geçirdim. Yorgun bir şekilde yatağa girdiğimde bu yorgunluktan rahatsız değildim. İşim bana heyecan veriyor.

Gün 5
Bugün kendime ayırdığım bir gündü. Erkenden kalkıp spor yaptım. Ardından hafif bir kahvaltı hazırladım. Günün geri kalanında şehri dolaşmak istedim. Bir ressam arkadaşımla atölyesine uğradım; tuvallerini, renklerin kıvrak ve kendine çelen hareketleri… Her şey bana ilham verdi. Öğleden sonra bir kitapçıya girdim. Ne aradığımı bilmeden raflara bakınırken beni her zaman rahatlatan oradan aldığım bir şiir kitabıyla bir kafeye oturup bir süre satırlara karıştım. Şiirleri hep sevmişimdir. Akşam saatlerinde eski bir film açtım, oyunculuk üzerine yıllardır düşündüğüm şeyler hâlâ beni canlandırıyor. Sanat, hep içimi kıpır kıpır hissettiren hâlâ vazgeçemediğim bir nimettir.

Gün 6
Bugün sıradan bir gün olmayacağını daha sabah gözümü açar açmaz hissettim. Telefonum ekranına yansıyan bildirimlerde yeni bir haber vardı. Geçen yıl Londra’da çektiğimiz uluslararası dizinin bölümleri Avrupa’nın önemli platformlarında birinci sıraya çıkmış, yorumlar başlamış. Oyunculuğuma dair çıkan birkaç yabancı eleştiri yazısını okudum; insan böyle yorumları görünce gururlanıyor. Öğleden sonra Oyun Atolyesi’ne uğradım ama prova yapmadık. Bunun yerine eski dostlarla bir toplantı gerçekleştirdik. Tiyatro için gelecek sezon planlarını konuştuk. Ardından masaya bir teklif  bırakıldı. İngiltere’de sahnelenecek bir Shakespeare uyarlaması için beni görmek istiyorlarmış. Yıllar önce Londra’da çalıştığım günler geldi aklıma… Toplantıdan sonra eve döndüm. Çalışma odama geçip gelen teklifle ilgili notlar aldım. Pencerenin önünde durup şehrin akşam ışıklarına bakarken “ülkemi temsil etmenin gururunu” yaşadım.

Gün 7
Bugün gerçekten özel bir gündü. Sabah bir telefon: Geçen yıl aldığım Uluslararası Emmy Ödülü ile ilgili bir belgesel hazırlanıyormuş ve benimle röportaj yapmak istiyorlardı. O an, o geceyi hatırladım. Londra’da sahneye çıkıp ödülü elime aldığım an… İnsan bazen yaşadığı şeylerin etkisini ancak yıllar geçince tam olarak hissedip kavrayabiliyor. Röportaj ekibi öğleden sonra evime geldi. Kameralar kurulurken bir fincan kahve hazırladım. Röportajda oyunculuğa nasıl başladığımı, Türkiye’de tiyatronun bana ne ifade ettiğini, uluslararası projelerde çalışmanın nasıl hissettirdiğini konuştuk. Londra’da, New York’ta, Berlin’de çektiğimiz projelerden anılar anlattım. Röportajdan sonra akşam bir davete katıldım – çeşitli yönetmenler, yapımcılar ve oyuncuların olduğu bir sanat gecesi… Gecenin sonunda eve döndüğümde yorgundum ama içimde büyük bir huzur vardı. Defterime notlar aldım ve günü bitirdim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar